Emre Erol – ne dilersen
GSA’ya…bir gençlik pınarı akşamın en kuytu yamaçlarından boşalıyor ellerime, zaman aşkın buğulu soğukluğu altında birkaç sahneye duruyor, ve sakin bir kafa açıklığı istiyorum artık geçmişin bir kapı aralığı boyunca görünen bahçelerinden… ah, ne kadar tazeydi bir bilsen, bir çöp gibi fırlattığın, sıradanlaştırdığın aşkımız, yıldızların altında… dünya kirlenmemişti sanki henüz, her bir olasılık altın kadar parlak…
Denizcan Karapınar – Kalbimde Uyuyan Ege
Arı bir biliş itti beni burayaYoksuldu geçtiğim sahralarda sevgi, çoğalttımÇağlara vurdumBen beni ısıtan güneşler altındaBen bir sokağındaZamanlara sağırbir kederinYüreğimden duydumdu çünküdünyanın renklerini Ve onun kadar ergin olan her imgeyi. Derin hikmetleri vardı Ege kasabalarında tanıdığım insanlarınBen kış denizlerinden geliyorum sizeSoğuk yıldızlarından aşkınKorkunç uzak ve parlakyüreğim olan yıldızlarındanVe tam ortasındanduru olan her şeyin;Bir zamanlar sizin de…
Seda Suna Uçakan ile Son Kitabı Varlığınd’an_ Sız’an_K’ayı’t Üzerine Söyleşi – Söyleşi: Mine Geçkin
Mine Geçkin: Merhaba Seda Hanım, elimde oldukça etkisi altında kaldığım dizelere sahip bir kitap var. Öncelikle bu dizelerin sahibi olan sizi ve şiir yolculuğunuzu kısaca tanıyabilir miyiz? Yazıyla kurduğunuz ilişki nasıl başladı, sizi şiire yönelten temel dürtü neydi? Seda Suna Uçakan: Yazıyla olan ilişkim dışsal bir itkiyle değil, bir tür “hatırlama” hâliyle başladı. Şair olunmuyor…
Barış C. Yıldırım – Boşlukta Vals
istemiyorum kendimden geçmeyi aşkın kanatlarıylaistemiyorum kendimden geçmeyi siyasanın hülyalarıylaistemiyorum kendimden geçmeyi ermişler ve Tanrıylabir antik sütun gibi dosdoğru doğrulmak arşapara tapıncı güç istenci sanat borsaları piyasapusulam yok karnımda dönüp dolaşan kandan başka reddediyorum olmanın zehrini iki kerekendimi eve kapatıyorum zihnimi gezdirdiğim şehirlerdeolmak bana tiksinti veriyor çünkü kalbim değil tamahkârve varoluşken bütün töhmet altındaistemem sizin olsun…
Esra Dökmen – KİMSEYİ KİMSEDEN SAYMA
aşağıya indim, yukarıda olduğumu düşünerek.yürek yemiş dünyanın arkadan hiç susmayacağını bilerek.kimseyi kimseden sayacak durumda değilim dedim, durumdan pay çıkartacak bir konu kalmadığında.paylar eşit değil mi? üşenmedim,ayağımla çizdiğim raylardan tırtıkladığım,o büzüşüp açılan çiçek kavislerinin gücü adına sınır ettim denize kendimi. düşmeden önceyi, çıkma yasağını,tek seste oynanmış dublajlı çekimi,numaralı diyalogları, uçan balonlarıitişmekten saymamak sorgulamaları rahatsız eden ideden…
Esra Kuş – BİLMEDEN KIRDIĞI İLK ŞEY VE KURABİYELER
sıkıntısının üstesinden gelemiyor o yüzden cebindeki küçük putcuklar,böyle İbrahim falan değil Emre gibi, böyle hiçbir şeyi hissedemez,taştan öğrenemeztaştıklarını bilmeden biliyorbir gece,gece gece geldiğini de bilmiyor,yüzüne vurup rencide etmedimkaşında peygamber gülü taşıyor, bir de benibeni taşıdığını da bilmiyor yüzümde incelmeyi öğretmiştim, bilmiyorkuytularda bir nişasta bir un diye diye büyüttüm, hiç bilmiyorbiraz yüreğime dokunuyor,ellemedi ama dokunuyor, bilmeden…
Tuba Tanrıverdi – BİR YAZ UYKUSU RÜYASI
Oturdu göğsüme aydınlık külçeKeskin kırbacı ışığınZamanın genleşmesinde Terli yorgunluk kokusuTaşların kızgınlığındaBuharlaşıyor tahammülümBen zavallı protopterus*Suyunu yitirmişÇekmek istiyorum perdelerimiÜstüne dünyanınToprağın en kör derinliğine KıvrılmakVe gömülmek kendi sessizliğiminÇamurunaKozamda saklamak nefesimiSerin kışların ihtimalineKibirli güneş ateşinisöndüreneİlk yağmur çatlatana dekkabuğumuUnutun beniDipsiz gecemde. *Protopterus (Afrikaakciğerli balığı) :Kuraklıkta çamur içinde koza oluşturark yaşar.
Duygu Akar – RUHSUZ AVARE
Pare pare gezdirdiği her bir soluğuİnsanın iptidâi kıyılarını ıslatıyor sadeceGözlerdeki sinsi acımasız uçkunları büyüyorBir gülümseyişimi ikiye bölen ruhsuz avare Ruhumun içinden açtırdığı gizli galibiAvucunun sahte rayihalarını sızdırıyor gizliceEllerdeki toy vicdansız tohumları yayılıyorSerzenişlerimin içine acıtan suskun zelzele Aldatıcı sarhoşluğun gölgesinde benliğin iptilaHer bir kahroluşun gözümde şimdi pespayeRuhundaki naciz amansız zaman aralanıyorAldatmacıların bu vakit karanlıkta bir saye
Cevdet Güner – Kırmızı Koltuk
Kenan, duvardaki saate bakmamaya çalışıyordu. Gözlerini kaçırıyor, önündeki ekrana eğiliyor, satırların arasında kaybolmayı deniyordu. Ama bakışları, kendisine ait değilmiş gibi, dönüp dolaşıp yine aynı noktaya saplanıyordu: Saat. Küçük, sıradan bir nesne. Ama o an, odadaki her şeyi geride bırakacak kadar büyüktü. Akrep ile yelkovan arasına sıkışmış gibiydi. İlerlemiyorlardı; sürünüyordu zaman. Her saniye, geçmek için izin…
